Oyun ve Sanat

 

OYUN VE SANAT: ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN BİR ÇİFT KANAT

Çocukluğun kök boyasıdır oyun. Küçük bir çocuk için oyun oynamak, resim yapmak, kile şekil vermek, yaşam sevincini simgeleyen özgür bir kuşun kanatları gibidir. Oyun, çocuk için eğlenceden çok daha fazlasıdır. Hayati önem taşır. Çocuğu yeşerten, onu bütüncül olarak geliştiren, uyaran bir etkinlik alanıdır. Oyun, beyni yöneten ön loba çok sayıda sinyal gönderir, beyinciği ateşler. Diğer yandan, insanın duyduğu güvenin temelini oyun sinyalleri oluşturur. Oyunun gücüne, insanlığın tarihine koşut bir olgu olması da tanıklık eder. Örneğin; son günlerde, Mardin’deki kazılarda bulunan dünyanın en eski oyuncağının 7500 yıllık olduğu belirlendi. Antik Mısır’da Antik Yunan’da bulunan tarihin en eski oyun ve oyun nesneleri de günümüze oyunun işlevi açısından çok önemli bilgiler sağlamaktadır. Tüm bu yönleriyle değerlendirildiğinde oyun olgusunun her yönüyle insanlığa değer kattığını etraflıca değerlendirebilir ve anlayabiliriz.

Son yıllarda nörobilim alanında yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları, çocukluk stresinin, hücre ömrü için kritik olan telomer uzunluğunu etkilediği için yaşlanmayı hızlandırdığı yönünde bulgulara işaret etmektedir. Bütün bu kanıtlardan yola çıkıldığında, alınması gereken önlemlere odaklanılması ve harekete geçilmesi gerekmektedir. Çocuğun gelişimsel gereksinimlerinin anlaşılması ve buna uygun çevresel olanaklar, fırsatlar sunulması çocuğun stresle baş edebileceği doğal, içsel donanımı harekete geçirir. Ancak ne yazık ki, çocuk büyüdükçe, hem kültürel olarak hem de diğer çevresel koşullar nedeniyle bu sinyalleri kaybetmeye başlar. Burada yetişkinlere düşen görev, çocuğa sunulacak eğitimsel desteğin, çocuğun gereksinimleri ve doğası yönünde düzenlenmesidir. Günümüzde bazı yenilikçi şirketler, anaokullarından ilham almakta, çalışanlarının verimliliğini arttırmak için “oyun” argümanını şirketlerinin inovasyon projesi haline dönüştürmektedirler. Her çocuğun eşsiz, biricik ve kendine özgü olduğu gerçeği, öğretmenlik bilincimizi geliştirme yönünde bize çok güçlü bir referans kaynağı olmalıdır.

Ekran Resmi 2018-04-20 12.49.30

 

Birtish Royal Akademi’nin en başarılı mezunlarından, dünyaca ünlü Cats Müzikali’nin koreografı Gillian Lyne, 1930 larda, henüz küçük bir çocukken, öğretmeninin annesini bir mektupla “çocuğunuz öğrenemiyor” şeklindeki uyarısıyla, annesiyle birlikte soluğu bir terapistte alır. Terapist Gillian’la görüştükten sonra, annesi ile konuşmak üzere odadan ayrılırken masanın üzerinde duran teybin düğmesine basar ve Gillian’ı müzikle birlikte odada yalnız bırakır. Dışarı çıkan terapist, tek yönlü aynalı odadan Gillian’ı izleyebilen annesine “çocuğunuz hasta değil, o bir dansçı” der. Bu örnekten çıkarılabilecek çok önemli sonuçlar bulunmaktadır. Günümüzde, gerek ailede gerekse okullarımızda, pek çok ebeveyn ve pek çok eğitimci hala “oyunun gücünü ve gerekliliğini” tam olarak kavrayabilmiş değildir. Oyunun gücünü tam olarak kavrayabilmek, çocuğun yaşadığı ve eğitim gördüğü ortamda, her gün, çocuğun kontrolünde olan, yönlendirmesiz, yapılandırılmamış, serbest oyunla keşif yapabileceği, özgür oyun saatleri vermek anlamına geliyor. Ancak eğitim ortamlarındaki çoğu uygulamada bu serbest oyun zamanı dilimlerini göremiyoruz. Ulusal eğitim programlarında yer alsa bile, uygulamada serbest zaman dilimlerinde ya başka türlü yapılandırılmış, sınırları belirlenmiş etkinlikler, ya da öğretmen tarafından belirlenmiş, kurallı, öğretmenin merkezde olduğu “oynatılan oyunlar” sistem içine yerleştirilmektedir. Oysa olması gereken, sözü edilen “serbest oyun” niteliği ve gelişimi açısından bundan çok daha fazlasıdır. Çünkü çocuk, kurallarını kendi belirlediği, seçimlerini kendi özgür iradesiyle yaptığı, senaryosunu kendi yazdığı oyun aracılığıyla her şeyi öğrenebilir ve geliştirebilir. Günümüz öğretmenleri, 21.Yüzyıla uygun öğretmenlik bilgi beceri ve motivasyonla donanmış, gelişen, öğrenen öğretmenler olmak zorundadırlar. Çünkü günümüz çocukları, dördüncü dalga denen bilgi çağının çocuklarıdır.
Son yıllarda sıklıkla, eğitim gündeminde yer alan Finlandiya okullarının başarısının arkasındaki en önemli değişkenlerden biri “öğretmen niteliği” dir. Öğretmenlik Finlandiya’da ve İsveç, Norveç gibi diğer İskandinav ülkelerinde de en gözde mesleklerin başında gelmektedir. Ancak bilinmektedir ki, eğitim başarılarıyla kendini kanıtlayan bu ülkelerde, öğretmen olmak isteyen her 8 kişiden ancak 1 tanesi öğretmen yetiştiren okullara kabul edilmektedir. Gelişim psikolojisinin öncü bilim insanlarından David Elkind “çocuk yetiştirmek üzere öğrenim gören öğrenciler için gözlem yapmanın ve çocuklarla çalışmanın, örneğin fizik ya da kimya öğrencileri için bir laboratuvar deneyi yapmak kadar önemli olduğuna inanıyorum “ der. Çocuk yetiştirmek insanlığın gelişimi adına çok önemli bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu çocukların hak ettiği şekilde yerine getirebilmek için, destekleyici, gelişimsel, deneyim ve devinim fırsatlarıyla donanmış bir çevre oluşturmak, eğitimcilerin ve ailelerin en öncelikli görevidir. Çocuk Hakları Sözleşmesinin 31.Maddesi çocuğun “oyun hakkı”na işaret eder. Evrensel çocuk haklarının korunması en öncelikli görevimizdir ve gün, çocuklara hak ettikleri gelişme ve büyüme ortamını, onların en doğal, en gizil en güçlü potansiyelleri olan oyunla ve sanatla, naif, hümanistik, üreten, mutlu insanlar olarak yaşamalarına yol alma özgürlüklerini nitelikli bir şekilde sunma günüdür.

Asst. Prof. Dr. Eda Yazgıni
Doğu Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü

Kaynakça: Öğretmen Dünyası Dergisi